YAŞAMDA SEVGİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Eğitimle bireylere genellikle bilgi, beceri, tutum ve değerler kazandırılacağı ifade edilir. Diyelim ki, birey bu nitelikler sayesinde çok paraya, büyük unvan ve makamlara sahip oldu. Fakat yaşamını acılar içinde kıvranarak geçirdi ve sonunda kanserden öldü. Bu durum, birey için bir başarı mıdır ve bu kişiye verilen eğitim gerçekten görevini yerine getirmiş midir?

Kanımca buradaki en büyük eksiklik, yaşama sevinci ve sevgidir. Şu anda ülkemizde verilen eğitimin genellikle insanımıza bunları kazandıramadığı söylenebilir. Oysa yaşamın temeli sevgidir. Eğer anamız babamız birbirlerini sevmemiş olsalardı, bizler dünyaya gelemezdik.

Tasavvuf felsefesine göre Tanrı, evreni aşkı yüzünden yaratmıştır. Bunun için Tanrı sonsuz güzellik ve sonsuz sevgidir. Nitekim tasavvufun babası sayılan Muhiddin-i Arabi  İlahi Aşk adlı kitabında bu konuda şunları yazar: “ Sevginin sebebi güzelliktir.Güzellik ise Allah’a aittir. Çünkü güzellik O’nun zatından dolayı sevilmektir. Sevginin diğer bir sebebi de ihsandır. İhsan, ancak Allah’tan gelir. Yani bir varlığı ihsanından dolayı seversen sadece Allah’ı sevmiş olursun. Çünkü sadece ihsan eden odur. Eğer bir varlığı güzelliğinden dolayı seversen sadece Allah’ı sevmiş olursun. Çünkü Allah mutlak güzelliktir”

Yaratıcı bizi koşulsuz sevgi ile sever. Zenginleşen cimriler, sevgiyi buluncaya kadar en yoksul insanlardır. Tanrı bize korku değil, kuvvet, sevgi ve sağlam akıl vermiştir(1).

Tevrat, İncil ve Kur’an’da  Tanrı, insanı yaratıp ona ruhundan üflediğini ifade etmiştir. Bu kutsal kitaplara göre Tanrı, insana muazzam potansiyel  güç ve büyük sevgi yüklemiştir. Eğer insanların çoğunluğu bunun bilincinde olsaydı bugün  insanlığın yaşadığı bireysel ve toplumsal sorunların çözümü son derece kolaylaşırdı.

Mencius der ki; “büyük adam, çocuksu yüreğini kaybetmeyen adamdır. Sevgi, Tanrı’nın gücünü ortaya koyar.” Sevgisizliğin ve nefretin nelere yol açabileceğini şu söz, çok güzel ifade etmektedir : “ Bir kadın küçük bir nefretten kurtulduğu için kanserden kurtulmuştur”(3).

İncil’de “sadece komşunu değil düşmanına da sev” ayeti yer alırken H.z. Muhammed, “komşunuzu sevmedikçe gerçek Müslüman olamazsınız”, demiştir. Şu söz sevginin gücünü ne güzel anlatmaktadır: Emmet Fox diyor ki; “yeterince sevebilirseniz, dünyanın en güçlü insanı olabilirsiniz”(3).Anthony Robbins ise hayatımızda tek mecburiyet sevgidir, demiştir(3).

O halde sevgi nedir ve neden önemlidir?

Ünlü psikolog Erich Fromm’a göre sevgi, bir inanç eylemidir, inancı az olanın sevgisi de az olur. Bunu tersinden ifade edersek, inancı çok olanın sevgisi de çok olur. Tasavvuf felsefesine göre inancı en güçlü olanlar Hz. Muhammed, arkadaşları ve Ehl-i Beyt’tir. Çünkü onlar, müminleri ve bütün insanları büyük bir aşkla sevmişlerdir.

Robin Sharma’ya göre hayatta en büyük mutluluk, sevildiğimize inanmaktır(10). Nietzsche der ki: “sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin”(2).

Jack Ensign Addington’a göre başkalarının bizi değil bizim onları daha çok sevmeye ihtiyacımız vardır. Erich Fromm’a göre sevgi olmadan insanlık bir gün bile varolamaz. Yine ona göre iki kişilik sevgi, yalnızlıktır. Oysa sevdiği kişide bütün insanlığı gören, bütün canlıları sever

Robin Sharma’ya göre kahkahasız ve sevgisiz geçen hergün, yaşanmayan bir gündür(9).

Sevgisiz bir insanın ne kadar tehlikeli olduğuna Mevlana şu sözleriyle anlatmıştır(5):  “Sevgisiz insandan dünya korkarmış.” Yine Mevlana sevgi hakkında şunları söylemiştir:

“İnsanlar sevgiye tutkun olmasalardı, gelişemezlerdi.Bizim tarikatımızda kin tutmak küfürdür, kalbimizi saf ve temiz tutmak bizim ayinimizdir.”

Anthony Robbins’e göre insanlar hayallerini gerçekleştirdikten sonra yeni bir heyecan duyabilmesi için yeni bir amaca yönelmelidir. Bu ise başkalarına ve özellikle derin sevgi duyduklarımıza yardım etmektir, bu bize ilham verir(3).

Hırsızlara her  şey verildiğinde  hiçbir şey çalamıyorlar ve dönüp gidiyorlar(1).  Demek ki, onların daha çok sevgiye ve ilgiye ihtiyaçları var. Yine işkenceciler, direnç yerine sevgi ile karşılaşırlarsa zulmetmek istemiyorlar(1). Şu halde amirim, eşim, hocam, patronum bana zulmediyor diyenler, her şeyden önce onlara karşı olan duygularını gözden geçirmelidirler. Negatif duygularını pozitife çevirirlerse her şeyin yoluna gireceğini göreceklerdir.

İnsanlar özünde iyidir, suçlamak yerine koşulsuz sevgi ve anlayış yağdırıldığında daha yüce tepkiler verir(10).

İtalyan eğitimci Pestalozi eğitimi, insan sevgisi ve uygulama olarak tanımlamıştır. Nitekim eğitim, çocuğu sevmekle başlar, diye de bir söz vardır. Şu olay eğitimde sevginin nelere kadir olduğunu bize apaçık şekilde göstermektedir. Bir tarihte bir sosyoloji profesörü görev yaptığı ilde öğrencilerinden kenar mahallelerden birisinde 200 ilkokul öğrencisinin başarı durumlarını araştırmalarını ister. Öğrenciler, incelemeyi bitirdikten sonra, hepsi ağız birliği etmişçesine, durumun hiç iç açıcı olmadığını, bu çocukların gelecekte başarısız ve mutsuz birer insan olacaklarını, söylerler. 20 yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü bu araştırmayı bulur ve sonucu  merak eder. 200 öğrencinin 186’sına ulaşılır, bunlardan 10 tanesi ölmüştür. Geriye kalan 176’sı, araştırmanın tersine çok başarılı iş adamı, akademisyen ve bürokrat olmuşlardır. Bunun sebepleri üzerinde düşünürlerken, o öğrencileri okutan ilkokul öğretmenlerine ulaşılır ve kendisine siz bu çocuklara ne yaptınız diye sorulur. Öğretmen onlara tek bir cümle söyler. “Ben onları çok sevmiştim”(4). İşte bir defa daha sevginin gücünü görüyoruz.  O halde bütün akademisyen arkadaşlarımın  her şeyden önce öğrencilerini   sevmeleri ve bunu onlara hissettirmeleri gerekiyor.

Mevlana ilim-irfan konusunda şunları söylemiştir: “Nice bilginler vardır ki; hakiki bilgiden, hakiki irfandan nasipsizdirler. Böyle bir bilgin, bilgi ezbercisidir; bilgi sevgilisi değildir”(5). Vatandaş da ilim başka irfan başkadır, der. Kanımca irfan, kişinin kendisini bilmesi, Tanrı ve insanları sevmesidir. Bu yoksa bilimin hiçbir değeri yoktur. O halde bugün irfanlı insanlara her zamandan daha fazla muhtacız.

Halil Cibran  Ermiş adlı eserinde öldürülen insan, genellikle kendi ölümünden sorumludur; sevgi nefreti, iyi kötüyü yener, der(1). Demek ki ülkeyi düzlüğe çıkarmanın, dünyayı cennete çevirmenin bir tek yolu var: sevgi. Ülkemizde bugünlerde yaşadığımız sosyal

kargaşanın temelinde de kanımca sevgisizlik yatmaktadır. O halde çatışan grupların birbirlerini sevmelerine şiddetle  ihtiyaç var.

Yine dünyada yaşanmakta olan ekonomik krizlerin  temelinde de sevgisizlik bulunsa gerektir. Çünkü çok uluslu şirketlerin sahiplerinin büyük çoğunluğu Yahudi kökenlidir. Bunlar atalarının ilkçağda ve Romalılar döneminde yurtlarından kovulmalarının(11), travmasını adeta genlerinde taşımaktadırlar. Oysa onların geçmişin travmasından kurtulabilmeleri için sevilmeye ve takdir edilmeye ihtiyaçları varken bu kez  Batı Avrupa ülkelerinde  bundan birkaç sene önce yapılan bir araştırmada, Yahudi düşmanlığı çok büyük oranlarda çıkmıştır.

Bu durum, tahrik niteliği taşıyarak Yahudilerin zaten var olan korkularını artırmakta ve tedbir almada aşırılıklara kaçmalarına yol açmaktadır. Bu sebeple ayakta kalabilmeyi kendilerinin güçlü olmalarında ve öteki milletlerin zayıflatılmasında görmektedirler. Bu sebeple 1980’lere kadar üretimle uğraşan bu şirketler, daha sonra üretimi bırakıp faiz, döviz, borsa gibi üretimle ilgisi olmayan tamamen spekülasyona dayanan ekonomik faaliyete  yönelmişlerdir. Bunu bütün dünyaya ve Türkiye’ye de yaymışlardır. Şu anda yaşanmakta olan krizin en önemli sebebi de budur. Türkiye’nin içinde bulunduğu çıkmazda bu sözde ekonomik faaliyetin çok büyük rolü vardır.

Irak’ın işgali ve İran’a yapılması planlanan saldırının  sebeplerinden birisi de, yukarıda sözünü ettiğimiz korkular olmalıdır. Bu Yahudi zenginler, Batı Avrupa ülkeleri ve Arap dünyası için endişelenmekte haklı olabilirler fakat Türklere haksızlık etmektedirler. Çünkü tarihte Türkler, Yahudileri sürekli olarak korumuş ve kollamışlardır. Ayrıca çok ufak bir kesim dışında Türkiye’de Yahudi düşmanlığı yoktur. Gerçekte Türklerin tarihinde herhangi bir millete karşı bilinçli ve planlı bir düşmanlık davası güdülmemiştir. Zaten Türklerin çoğunluğunca benimsenen tasavvuf inancı da buna izin vermez. Aslında bunu kendileri de çok iyi bilirler. Buna rağmen Türkiye’yi zayıflatmak için çaba göstermektedirler. Nitekim yazar Mustafa Yıldırım, “Sivil Örümceğin Ağında” adlı kitabında bunu ayrıntıları ile anlatmıştır. Dünyada ve Türkiye’de olup bitenleri anlamak isteyenler, mutlaka bu kitabı okumalıdırlar.

Dünya barışını sağlamak ve insanlığın huzur ve mutluluğu için Avrupalı milletlere ve Araplara düşen görev, Yahudilere karşı olan düşmanlık duygularını yok etmek olduğu gibi çok uluslu şirketlerin patronları ile Yahudilere düşen göre ise kendilerini bu korkulardan  kurtararak bütün milletlere ve özellikle Türklere karşı iyi niyetle ve sevgi ile yaklaşmak olmalıdır. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de onları başka milletlerin ve Arapların yok etmesinden ancak Türkler koruyabilir. Her şeyin bir sonu olduğu gibi günün birinde onların güçleri de sona erecek ve onları koruyacak bir millete ihtiyaç olacaktır.  Bu da eskiden olduğu gibi Türklerden başkası olamaz.

Bugüne kadar Batı uygarlığı sömürdüğü toplumları yok etmiştir. Oysa Türk-İslam uygarlığı insanlığı yok etmez, yaşatır. Halbuki doğa kanunu: “yok eden birgün kendisi de yok olur.” Nitekim namuslu bir bilim adamı olan Alman Filozofu Oswald Spengler, Batı’nın Çöküşü(1-2) eserlerinde, Batı’nın kendi dışındaki uygarlıkları  tahrip ettikten sonra gelecekte  kendi kendisini de yok edeceğini ve uygarlığın Doğu’ya taşınacağını, yazar.

Bir Yunan atasözünde şöyle denilmektedir : “Kim kıskanırsa kördür, kim nefret ederse sağırdır, kim kızarsa topaldır, yalnızca kim severse onun her şeyi tamdır(2). Yunanlılar bu atasözlerinin gereğini yerine getirerek kendilerini Yahudi ve Türk düşmanlığı hastalığından

kurtarmaları gerekir. Çünkü Yunanistan’da yakınlarda yapılan bir araştırmada Yunanlıların birinci sıradaki düşmanları Yahudiler, ikinci sıradaki düşmanları Türkler çıkmıştır.

Mevlana da der ki: “ düşmanının 40 defa iyiliğini söyle o senin dostun olur, çünkü kalpten kalbe yol gider.” Dr. Freitag, sevgi için şunları söylemiştir: “sevgi terapidir, sevginin olduğu yerde korku yoktur. Sevgi her derde devadır, sevgi hayatı uzatan bir iksirdir. Sevdikçe istediğiniz her şeyi fazlasıyla elde edersiniz.Ne mutlu, sevgide müsrif olabilenlere.” Goethe’ye göre insan sevmedikçe hiçbir şeyi anlayamaz. Mevlana der ki : “ Sevgi acıları tatlandırır, bakırları altın eder, dertler sevgi ile şifa bulur, sevgi ölüleri diriltir, padişahları kul köle eder.” Şu halde sevgi evrensel olup bütün dinlerde ve bütün kültürlerde vardır.

SONUÇ

Görüldüğü gibi bireysel mutsuzluğumuzdan eğitim-öğretimdeki aksaklıklara, toplumsal kargaşadan dünyada yaşanmakta olan ekonomik krizlere kadar bütün insanlık sorunlarının kaynağında sevgisizlik bulunmaktadır. Onun için başarılı ve mutlu olmak  istiyorsak, dünya barışını korumak ve insanların, insan gibi yaşamını istiyorsak sevgiyi, her eylemimizin temeline almak ve bunu doya doya yaşamak zorundayız. Bu başarılabilirse dünya cennet olur aksi halde dünyada cehennemi her an yaşamaya hazır olmalıyız.

H.z. Muhammed’in arkadaşlarından birisi, falanca kişiyi  çok seviyorum, der. Bunun üzerine H.z. Muhammet, bunu onun yüzüne söyle, der. Ben de buna uyarak sözlerimi şu duygu ve düşüncelerle bitirmek istiyorum.

Tasavvuf felsefesine göre müminleri ve bütün insanları sevme konusunda en üstün kişi olan ve Türk- İslam uygarlığının doğuşuna sebep olan Hz. Muhammed, ashabı ve Ehl-i Beyti’ni çok seviyorum. Yine bütün dinlerin peygamberleri ile Doğu ve Batı’nın bütün bilgelerini seviyorum.Mensup olduğum milletin gelmiş geçmiş ve ülkemize yararlı olan bütün yöneticilerini, bilim adamı, filozof ve mutasavvıflarını ve halkını seviyorum.Yine bütün dünya milletlerinin iyi insanlarını iyi oldukları için kötülerini ise insan oldukları için seviyorum.

İşi-gücü  bırakıp bizleri dinlemeye geldiğiniz için sizleri de seviyorum.

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım.

29.03. 2010 Tarihinde Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nde düzenlenen panelde yaptığım konuşmanın metnidir.

Kaynak: Prof.Dr.İbrahim  Arslanoğlu………..TUNALIM

Reklamlar

YAŞAMDA SEVGİ NEDEN ÖNEMLİDİR?” üzerinde 7 yorum

  1. Kulturel sevgi bireye ‘telkin’den ote gitmiyor, ustelik astari yuzunden pahaliya geliyor…
    Esas, mutlak ve evrensel (nesnel, secici olmayan) sevginin izini ferden nasil surecegiz?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s